Dünya Sağlık Örgütü’ne göre major depresif bozukluk dünya çapında 300 milyon insanı etkiliyor. Antidepresan kullanımı da dünyada olduğu gibi ülkemizde de her geçen yıl artıyor.

Depresyon ve benzeri hastalıklarda ilk basamak tedavi olarak kullanılan antidepresanlar birçok insanın günlük yaşamının bir parçası haline gelmiş durumda. Yeni nesil antidepresanlar Wellbutrin ve Mirtazapin; SSRI, yani seçici serotonin gerialım engelleyiciler ise Lustral, Cipram, Prozac, Paxil gibi ilaçları içeriyor.

Bu popüler ilaçların etkisi ne?

Yeni ve çarpıcı bir çalışma bu ilaçların fayda sağlamak yerine sonuçları daha da kötüleştirebileceğini gösteriyor. Farklı ülkelerde ikamet eden psikiyatristlerin, psikologların ve intihar önleme/kamu akıl sağlığı uzmanlarının yer aldığı geniş örneklemli bir meta-analiz çalışmasında antidepresanların yetişkinlerde intihar riskini etkileyip etkilemediği incelenmiş ve ana bulguların bazıları şu şekilde:

  • Yeni nesil antidepresanlar intiharı azaltmıyor, aksine daha yüksek intihar riskiyle ilişkili.
  • Özellikle ilaç endüstrisiyle finansal bağları olan baş yazarlar tarafından yapılan antidepresanlar ile ilgili çalışmalarda yayın yanlılığına dair güçlü kanıtlar var.
  • Mali çıkar çatışması olmayan bağımsız araştırmalar çoğunlukla intihar riskinin antidepresanlarla birlikte arttığını gösteriyor.

Özetle araştırmanın endişe veren sonucu şu:

“Önde gelen iddiaların aksine, antidepresanların intihara karşı koruduğuna dair güvenilir bir kanıt bulamadık. Bunun yerine, antidepresan kullanımının intihar riskini artırabileceği görülüyor.”

Peki bu ilaçlar neden bu kadar kabul görüyor?

Peynir ekmek gibi dağıtılan antidepresanların fayda sağladığını açıkça ortaya koymasını bekliyoruz fakat antidepresanların plaseboya kıyasla bir etkisinin olmadığı sonucuna varan meta-analizler göze çarpıyor. Buradaki, buradaki ve buradaki makaleleri inceleyebilirsiniz.

Irvin Kirsch’ün 2002 yılında yayınlanan 6 antidepresana ait çalışmaların incelendiği bir diğer meta-analize göre de antidepresanların anlamlı olumlu bir etkisi bulunmamakta. Bu araştırmanın güçlü tarafı, Amerikan Gıda ve İlaç Kurumu’na ilaç onayı için sağlanan bütün çalışmaları yani yayınlanmamış olanları da içermesi. Yayınlanmayan dememin sebebi şu: Yayınlanan çalışmaların üçte ikisi antidepresanların plasebolardan daha etkili olduğunu gösterirken yayınlanmayan çalışmalar hesaba katıldığında bu oran yarıdan az. Yani tablo tersine dönüyor.

Antipdepresanlar ile ilgili bir diğer eleştiri placebo etkisi

Örneğin, Kirch ve Sapirstein’in 2300 hastayı incelediği bir meta-analiz çalışmasına göre tedaviye cevabın çeyreği ilaç etkisi, yarısı plasebo ve kalan çeyreği de diğer faktörlere bağlı.

Moncrieff and Irving Kirsch, British Medical Journal’da yayınlanan makalelerinde de placebo vurgusu var. Yazarlar National Institute for Health and Clinical Excellence (NICE)’ın kendi verilerinin antidepresan ve plasebo arasındaki farkın klinik olarak bir fark yaratmayacağını gösterdiğini ama bunun göz ardı edildiğini savunuyor. Yine benzer şekilde antidepresan kullanan grubun kullanmayan gruba göre daha kötü sonuçlar aldığını rapor eden çalışmalar var. Örneğin Kanada’da bu ilaçların epidemiyolojik etkisine bakan bir meta-analiz çalışmasına göre antidepresan kullananlarda kullanmayanlara göre majör depresif epizot insidansı daha yüksek.

Elbette antidepresanların etkili olduğunu savunan incelemeler de mevcut ama bu etkinin klinik açıdan önemli olup olmadığı tartışma konusu. Zira bahsedilen klinik deneyler 6-8 hafta sürüyor ve dolayısıyla kısa süreli etkileri inceliyor. Uzun süreli çalışmalara baktığımızda da durumun hiç de iç açıcı olmadığını görüyoruz. Bu çalışmalar depresyon tedavisinde yetersiz sonuçlar verirken, artan antidepresan kullanımına rağmen depresyon sıklığında artış gözleniyor.

Antidepresanlar ve yan etkileri

Antidepresanlara yönelik eleştirilerden bir diğeri yan etkiler. Antidepresan kullananlarda bulantı, yorgunluk, uykusuzluk, libidoda azalma, kabızlık, anksiyete, kilo alma gibi yan etkiler sık görülürken, gastrointestinal problemler, kalp rahatsızlıklar, kişilik değişiklikleri, akatizi (şiddet ve intiharı tetikleyen bir fiziksel huzursuzluk hali) ve intihar bildirilen ciddi yan etkiler arasında. Bir diğer sorun da bırakırken karşılaşılan yoksunluk semptomları ve bir incelemede katılımcıların %46’sı yoksunluk etkilerini ‘şiddetli’ olarak tanımlamış.

Sonuç olarak, yaygın kullanımı olan ve her sene daha da yaygınlaşan antidepresan kullanımının çözüme yeterli katkı sunmadığını söyleyen güçlü çalışmalar olması üzücü. Tüm bunları göz önüne aldığımızda halihazırdaki pratiğin sanıldığı kadar faydalı olmayabileceğini, hatta faydadan çok zarara yol açabileceğini görüyoruz. Bu da depresyona olan güncel yaklaşımın yeniden gözden geçirilmesinin gerekliliğini açıkça göstermekte.

Yazıya son verirken, sizlere antidepresanlara dair iki psikiyatristten alıntı bırakıyorum.

“Hiç şüphe yok ki antidepresanların beyin üzerinde biyokimyasal bir etkisi var, ancak bu etkinin değeri tartışmalara oldukça açık ve kimyasal bir dengesizliği düzeltip düzeltmediği muallak. Bir gün geriye dönüp baktığımızda ilk etapta bu ilaçları antidepresan olarak adlandırmaya yol açan pazarlama dehası karşısında şaşkınlığa uğrayabiliriz. Kirsch ve ark, bir hapın antidepresan olarak adlandırılmasının, onu ille de öyle yapmayacağını gösterdi.”

David Antonuccio

“Antidepresan diye bir şey yoktur çünkü bir ilaç kısa vadeli ruh halinizi yükseltse bile, bunu asla uzun vadede yapmaz. Etkide büyük bir azalma, bağımlılık veya ciddi yoksunluk semptomları ile gelmeyen uzun vadeli bir ruh hali yükselticisi yoktur.”

UCLA Profesörü David Cohen